Lüks penthouse’un dev camlarının önünde, sevgililer günü için özel olarak seçilmiş kırmızı mini şort ve dantelli crop top ile sosyetik kadın adeta bir ateş topuydu; uzun bacakları, kusursuz kalçaları ve dik göğüsleriyle saatlerdir aynada kendini hayranlıkla izliyordu. Kapı çaldığında iş adamı içeri girdiğinde nefesi kesildi. Kadın ona bir adım bile attırmadı; ayakta, duvara yaslayıp dudaklarına yapıştı, elleri gömleğin düğmelerini yırtarcasına açtı. Pantolon yere düşer düşmez diz çöktü; o heybetli sertliği avuçlayıp dudaklarının arasına aldı, yavaşça, iştahla, dilini her damarında gezdirerek yaladı. Sonra ayağa kalkıp crop’u çıkardı, adamın boynundan göğsüne, kasıklarına kadar dilini ateş gibi kaydırdı; her santimde inleyerek sevgilisini çıldırttı. Adam daha fazla dayanamadı; kadını kucaklayıp yatağa yatırdı, mini şortu tek bir hareketle aşağı sıyırıp o ıslak sıcaklığa kökledi. Her vuruşta milyonluk manzara camlarda yansıyor, kadının çığlıkları şehre karışıyordu. Saatlerce süren bu tutkulu sevişme, ter içinde, tırnak izleriyle ve defalarca boşalmalarla doluydu; adam hayatının en pahalı, en ateşli hediyesini almıştı. Kırmızı mini şort yerde buruşuk kalmış, kadın ise titreyen bacaklarıyla gülümseyerek “Mutlu sevgililer günü” diye fısıldıyordu.